29 Ekim 2026 Perşembe29 Eki
DOLAR49,79%0,05 ▲EURO55,52%0,41 ▼STERLİN66,44%0,19 ▼İSVİÇRE FRANGI60,25%0,28 ▼JAPON YENİ0,32%0,27 ▼S. ARABİSTAN RİYALİ13,27%0,06 ▲KANADA DOLARI35,63%0,03 ▲AVUSTRALYA DOLARI35,04%0,36 ▼RUS RUBLESİ0,62%0,28 ▼GRAM ALTIN6.459%0,91 ▼ÇEYREK ALTIN10.632%0,00 ▲YARIM ALTIN21.265%0,00 ▲TAM ALTIN42.400%0,00 ▲CUMHURİYET ALTINI43.724%0,67 ▲ATA ALTIN43.961%0,00 ▲ONS ALTIN0,00%0,91 ▼GÜMÜŞ84,23%2,65 ▼BİTCOİN80.289%0,22 ▼ETHEREUM2.325%0,14 ▼BNB742,63%0,72 ▼XRP1,29%1,61 ▼SOLANA100,65%0,13 ▲CARDANO0,20%0,13 ▼DOGECOİN0,08%0,49 ▲TRON0,33%0,01 ▲POLKADOT0,99%0,55 ▼AVALANCHE8,82%0,05 ▲CHAİNLİNK11,64%1,04 ▲LİTECOİN57,65%0,46 ▲DOLAR49,79%0,05 ▲EURO55,52%0,41 ▼STERLİN66,44%0,19 ▼İSVİÇRE FRANGI60,25%0,28 ▼JAPON YENİ0,32%0,27 ▼S. ARABİSTAN RİYALİ13,27%0,06 ▲KANADA DOLARI35,63%0,03 ▲AVUSTRALYA DOLARI35,04%0,36 ▼RUS RUBLESİ0,62%0,28 ▼GRAM ALTIN6.459%0,91 ▼ÇEYREK ALTIN10.632%0,00 ▲YARIM ALTIN21.265%0,00 ▲TAM ALTIN42.400%0,00 ▲CUMHURİYET ALTINI43.724%0,67 ▲ATA ALTIN43.961%0,00 ▲ONS ALTIN0,00%0,91 ▼GÜMÜŞ84,23%2,65 ▼BİTCOİN80.289%0,22 ▼ETHEREUM2.325%0,14 ▼BNB742,63%0,72 ▼XRP1,29%1,61 ▼SOLANA100,65%0,13 ▲CARDANO0,20%0,13 ▼DOGECOİN0,08%0,49 ▲TRON0,33%0,01 ▲POLKADOT0,99%0,55 ▼AVALANCHE8,82%0,05 ▲CHAİNLİNK11,64%1,04 ▲LİTECOİN57,65%0,46 ▲
%100
Gemlik Haber Gemlik'ten en son haberler, güncel gelişmeler
Hesabınıza katılın Yorum yapın, haberleri kaydedin
REKLAM
TAM EKRAN REKLAM ALANI Interstitial · Video / Rich Media destekli
Yukarı kaydırın
REKLAM Habere Git →
YAŞAM

Altın Portakal dünyanın vicdanı oldu

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Kökler, Işık ve Kamera” adlı özel bölümüyle dünyanın yaralı coğrafyalarını sahneye taşıdı.

Yayınlanma: Kaynak: kültür sanat0000
Altın Portakal dünyanın vicdanı oldu
Altın Portakal dünyanın vicdanı oldu
Haberi DinleSesli okuma için oynat tuşuna basın
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Kökler, Işık ve Kamera” adlı özel bölümüyle dünyanın yaralı coğrafyalarını sahneye taşıdı.  63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali sinema sanatının sorumluluk bilinciyle bu yıl “Kökler, Işık ve Kamera” adlı özel bir bölüm oluşturdu ve dünyanın en acil çözüm bekleyen coğrafyalarından hikâyelerini anlatan sinemacılarla dayanışmasını gösterdi. İran, Lübnan, Ukrayna ve Filistin’den sinemacıların eserlerine yer verilen bölümdeki ilk gösterimler bugün Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Perge Salonu’nda gerçekleştirildi. Gösterimlerin ardından ise film ekipleri seyircilerin sorularını cevapladı.   FİLMİ ÇEKERKEN TARİH YAZDIĞIMIZI BİLİYORDUK  Dünya çapında büyük yankı uyandıran, Annemarie Yasir’in yönettiği ve oyuncularından Yasmin El-Masrî’nin de festivalde Uluslararası Jüri üyesi olduğu “Filistin 36”nın (Palestin 36) gösteriminin ardından Yasmin El-Masrî, duygularını şu sözlerle paylaştı: “Dürüst olmak gerekirse bu filmin sürdürdüğü yolculuk ve gördüğü hayat karşısında hayrete düşmüş durumdayım. Çünkü filmin galasını bir yıl önce, geçen Eylül ayında yaptık. Arkasında hiçbir film stüdyosu, hiçbir büyük bütçeli pazarlama ekibi olmadan yalnızca doğru şeyi yaptığımıza dair inancımızla Filistin'den çıkan böyle bir filmin buralara geldiğini görmek inanılmaz.”   FİLM PRODÜKSİYONU FİLİSTİN’DEN ÜRDÜN’E TAŞINDI  Bu filmin aslında Filistin'de çekilmesinin planlandığını ancak tam çekimlere başlamak üzereyken tüm dünyanın gözü önünde Gazze’nin kanamaya başladığını söyleyen El- Masrî, “Ortada hiçbir planımız olmadan öylece beklemek zorunda kaldık. Yaklaşık altı ay bekledik ve ardından tüm prodüksiyonu Ürdün'e taşıdık. Her gün işe gittik çünkü elimizden gelen tek şeyin bu olduğunu biliyorduk. Eğer Gazze'de değilseniz, hayatta kalmak için mücadele eden bir Filistinli olarak Gazze sınırlarında bulunmuyorsanız, işinize gitmek ve Filistin'i de yanınızda götürmek zorundaydınız. Biz de tam olarak bunu yaptık. Oyuncular, ses ekibi, ışık ekibi; bu filmin parçası olan herkes tarih yazdığımızın farkındaydık. Çünkü dünyaya 'neden'ini anlatıyorduk: Bugün telefonlarınızda neden bir soykırımı izlediğinizi, neden çocukların cansız bedenlerini ve çocuklarının bedenlerine sarılan anneleri izlediğinizi anlatıyorduk. Dünya ise sadece izliyor, buna olanak tanıyor, ticari anlaşmalar müzakere ediliyor. İşte bu insanlık dışı durum; insanı, bir çözüm ya da bir anlayış, anlamayı sağlayacak bir bilgi aramaya itiyor. Bana göre bu film, anlamanızı sağlayacak unsurlardan biri.   BU FİLM BENİM HAYATIM  El- Masrî konuşmasının devamında şunları söyledi: “İnsanlıktan çıkarma süreci 1936'da başladı; Filistin toprakları ve Filistinliler’in bedenleri üzerindeki İngiliz mandası döneminde başladı. Bugün yaşananlarsa yalnızca bunun bir yankısı, bir uzantısı. Bu filmi size sunmak benim için sıradan bir gösterimden çok daha öte. Ben asıl sizin neler hissettiğinizi, neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Çünkü bu benim hayatım. Dünyayı dolaşıp Filistin 36'yı anlatıyorum, böyle bir dönemde Filistinli olmanın nasıl bir his olduğunu anlatıyorum. Ancak buraya gelmeniz ve bu filmi izlemek istemeniz benim için dünyalara bedel. Size çok minnettarım, aranızda bulunmaktan onur duydum. Teşekkür ederim”  KADINLARA SAYGI DURUŞU: NE SES NE SEDA  Dünya’da ilk gösterimini Altın Portakal’da yapan “Ne Ses Ne Seda”, gerçek bir hikâyeden esinlenen bir film. İran ile İsrail arasında Haziran 2025’te yaşanan ve 12 Gün Savaşı olarak anılan çatışmalar sırasında bombaların yağdığı Tahran’da Alzheimer hastası anneannesine bakmaya çalışan bir torunun gerçek hikâyesinden yola çıkan ve kurmaca ile gerçekliğin iç içe geçtiği film hakkında yönetmen Yazdan Tebrizî şunları söyledi: “Hikâyenin büyük bir kısmı gerçekti. Belgeselin nerede bitip kurgunun nerede başlayacağı veya ikisinin birbirine nerelerde, nasıl karışacağına hep film ekibiyle konuşarak karar verildi. Kurguyla gerçeklik arasındaki bulanıklık, bu sebeple filmi çekerken kendi hayatımda da devam etti. Bu film, kadınlara bir saygı duruşudur”  BİZİ AYAKTA TUTAN, SİNEMAYA DUYDUĞUMUZ BU DEVASA AŞKTIR  Amirali Nevaî’nin yönettiği “Gün Işığı Ekspresi” (Sunshine Express) de AKM Perge Salonu’nda sinemaseverlerle buluştu. Gösterimin ardından yönetmen, soruları cevapladı. Nevaî; ilk olarak filmini, yedi kişiye adamak istediğini dile getirdi: “Bu filmi, İran halkının yaşadığı derin tükenmişliğe, bıkkınlığa ve İran sinemasında çalışırken intihar eden yedi kişiye adamak istiyorum. Şu an İran'da hayat öylesine boğucu ki ben şahsen üç çok yakın arkadaşımı kaybettim; tıpkı filmin finalinde intihar eden adama benzer şekilde onlar da intihar etti. Bu yüzden bu filmi, İran'da sinema sektöründe çalışıp kendi hayatına son veren o güzel insanlara adıyorum”  FİLMİ BİTİRDİKTEN ALTI AY SONRA SAVAŞ PATLAK VERDİ  Filmi, iki yıl önce, henüz savaş yokken çekmeye başladığında herkesin kendisine “Neden bunun bir savaş olduğunu düşünüyorsun? Filmde neden bir savaş olsun ki?" dediğini aktaran yönetmen, “Ama hissettiğim tam olarak buydu ve tuhaf bir şekilde, filmi bitirdikten altı ay sonra büyük bir savaş patlak verdi” dedi. Yönetmen ayrıca savaşla birlikte, İran yönetimince takip edilmemek için, stüdyo olarak kiraladıkları deponun da yerle bir olduğunu ekledi. Seyircilerden gelen; bütün bu maddi imkânsızlıklar ve siyasî kısıtlamalar içinde İran sinemasının güçlü eserler çıkarabilmesindeki kaynağın ne olduğu sorusunu cevaplamaya ise yönetmen; “İran, dünyada sinemayla tanışan dördüncü ülkedir” bilgisini vererek başladı. Yönetmen, sözlerini şöyle sürdürdü: “İran'da çok köklü ve güçlü bir sinema geleneği var. Ayrıca Asya sinemasındaki ilk Yeni Dalga akımlarından biri de İran'da ortaya çıktı. Kiyarüstemî’ne Amir Nadirî’ye çok şey borçluyuz” diye konuştu.   İSTEDİĞİMİZ SİNEMAYI YAPMAK İÇİN BAĞIMSIZ OLMAKTAN BAŞKA ÇARE YOK  “İki Kere Yaşamak, Üç Kere Ölmek” (Living Twice, Dying Third) filminin gösteriminden sonra film ekibinden Umran Haşimî ile Alirıza Haydarî Rad seyircilerin karşısına çıktı ve yönetmen Kerim Lakzâde’nin yazılı mesajını okudu. Yönetmen, mesajında film hakkında şu bilgileri paylaştı: “Bu filmi İran'da bağımsız olarak yaptık. Bir yıl boyunca dört farklı dönemde çekildi. İran'da film yapma şeklimiz çok kolektif; bu filmi arkadaşlarımızla birlikte yaptık. Bunun sadece İran'da değil dünyanın birçok yerinde de nispeten nadir olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi filmlerimizi yapmak ve sevdiğimiz sinema türünü ekrana taşımak istiyorsak bu şekilde çalışmaktan başka çok az alternatifimiz olduğunu düşünüyoruz. Ekibimiz sadece on kişiden oluşuyor. Çekimler sırasında her kişi birkaç farklı sorumluluk üstleniyor. Birisi; kamera önünde olması gerektiğinde oyunculuk yapıyor, kamera arkasında ise prodüksiyona, teknik işlere, set tasarımına, ışıklandırmaya ve hatta ekip için yemek pişirmeye yardımcı oluyor. Başörtüsü meselesi de bir başka örnek. İran'daki yetkililerden bu tarz bir film için film yapım izni alamıyoruz çünkü kadınların başörtüsüz göründüğü bir film yapmamıza izin vermezler. Ama bu bizim yaşam tarzımız değil ve kendi hayatlarımızın veya hikâyelerimizin dünyasında yaşayan insanların hayatlarının gerçekliğini yansıtmıyor. Bu yüzden filmi bağımsız, gizli ve başörtüsüz yapmaya karar verdik. Bu, tasvir etmek istediğimiz gerçekliğe sadık kalma yöntemimizdi.”   MELEKLER DİYARI GAZZE’Yİ ÇOCUKLARIN GÖZÜNDEN ANLATIYOR  “Melekler Diyarı” (The Land of Angels) ise Gazze’yi çocukların gözünden anlatan bir yapımdı. Filmin yapımcısı İlahe Nevbaht, yaşananları çocukların gözünden anlatmayı da ana karakterin bir öğretmen olmasını da özellikle tercih ettiklerini söyledi. Nevbaht, “Biz konuyu askerî ya da politik bir çerçeveden değil doğrudan çocukların dünyasından ve tamamen insanî bir açıdan ele almayı amaçladık. Ana karakteri de bilinçli olarak bir öğretmen yaptık. Çünkü çocuklara dirençli olmayı, güçlü kalmayı ve pozitif düşünmeyi ancak bir öğretmen aşılayabilir. Bu mücadeleyi ve direnci gelecek nesillere aktarabilecek en doğru figür, bir öğretmendi” dedi. Nevbaht, Batı dünyasına ulaşabilmeyi önemsediklerini dile getirerek filmin yakında Barselona’da gösterim yapacağını ayrıca İran’ın OSCAR adayı olmasının planlandığını dile getirdi.  ÖZEL BÖLÜMDE KISA FİLM GÖSTERİMLERİ DE OLDU  Kökler, Işık ve Kamera bölümü kapsamında uzun metrajlı filmlerin yanı sıra kısa film gösterimleri de vardı. Gösterim sonrası söyleşiye; “Bir Gün Çocuk” filminin yapımcısı Ana Maria Pirvan, “Haniye” filminin yönetmeni Ali Andarz ve “Nasaz” filminin yönetmeni Vahid Mezrae katıldı. Yapımcı Ana Maria Pirvan, “Bir Gün Çocuk” filminin aslında uzun metraj film çekimine hazırlık amacıyla yapılmış bir film olduğunu fakat Berlinale’de En İyi Kısa Film ödülünü kazandıklarını söyledi. “Haniye”nin yönetmeni Ali Andarz ise amacının, yalnızca İran’a özgü bir mesele olarak kalmayacak, evrensel bir hikâye anlatmak istediğini, bu amaçla bir çocuğun tek başına büyük işlere kalkışmasını, cesaretini ve bunun, ailesi üzerindeki etkisini gösteren bir film yaptığını dile getirdi. “Nasaz” filminde başrolün, kendisini sadece ıslıkla ifade etmesinin sebebi sorulan yönetmen Vahid Mezrae ise bunu, şu şekilde cevapladı: “Senaryoyu ilk yazdığımda ana karakter hiç konuşmuyordu. Geliştirme aşamasında onun diyalog kurmak yerine yalnızca ıslık çalarak kendini ifade eden biri olmasına karar verdim. Aslında filmin başından itibaren bunun görsel ipuçlarını yerleştirdim, Kutusunun üzerindeki çiçek ve kuş motifleri, evdeki kafes ve pencere detayları hep bunun birer simgesiydi. Karakteri adeta bir kuşa benzettim, kelimelerle konuşmuyor, ıslık çalıp şarkı söyleyerek var oluyor”      Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Bu haberi nasıl buldunuz?0 okuyucu tepki verdi
%0 olumlu%0 olumsuz
Haberi Paylaş0 kez paylaşıldı
XWhatsAppFacebookTelegramLinkedIn
Bu habere ne hissettiniz?İlk tepkiyi siz verin
Yorumlar0
Yorumlar yönetici onayından sonra yayınlanır.Giriş Yap
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yazın.
SONRAKİ HABERLER
Karşıyaka’da 7’den 77’ye bayram coşkusuSIRADAKİ · SPORKarşıyaka’da 7’den 77’ye bayram coşkusuKonak’ta Cumhuriyet coşkusu çocuklar için dayanışmaya dönüştüSIRADAKİ · GÜNDEMKonak’ta Cumhuriyet coşkusu çocuklar için dayanışmaya dönüştüKartepe’de Cumhuriyet CoşkusuSIRADAKİ · YAŞAMKartepe’de Cumhuriyet Coşkusuİzmir’de Cumhuriyet coşkusu meydanlara sığmadıSIRADAKİ · YAŞAMİzmir’de Cumhuriyet coşkusu meydanlara sığmadıÇankaya’da Cumhuriyet’in 103. Yılı Coşkuyla KutlandıSIRADAKİ · YAŞAMÇankaya’da Cumhuriyet’in 103. Yılı Coşkuyla Kutlandı